ECEVİT’İN KARA KUTUSUYDU. SIRLARIYLA BİRLİKTE GİTTİ…
DSP Denizli Milletvekili, eski Devlet Bakanı ve emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Kocabatmaz bir zamanlar Bülent Ecevit’in en yakınındaki isimlerden biriydi. Bülent Ecevit başkanlığındaki 57. Hükümette Devlet Bakanlığı yapmış, Ecevit’in Amerika’nın Irak işgaline karşı çıkmasına, Clinton-Ecevit restleşmesine tanık olmuş, kabinenin boşaltıldığını görmüş, olayların arka planını bizzat Ecevit’in ağızından dinlemişti. 78 yaşında aramızdan ayrılan Mehmet Kocabatmaz’la 2012 yılında yaptığım bu röportajı hem o dönemi anlamanız açısından hem de kendisiyle bir vedalaşmamız olarak görün…

ECEVİT IRAK’IN İŞGALİNE KARŞI ÇIKTI
AMERİKA HÜKÜMETİN DEĞİŞMESİNİ İSTEDİ
-Sizi çok uzun zamandır görmüyoruz nerelerdesiniz?
-Yaşamamı Ankara’da sürdürüyorum. İki çocuğum var ikisi de Ankara’da görevli, eşim en az benim kadar evlatlarına düşkün olduğu için onlarla birlikte Ankara’da yaşıyoruz.
-Denizli’ye gelip gidiyorsunuzdur?
-Her bayramda ve fırsat buldukça gelirim.
-Denizli’de bir eviniz var mı?
-Var ama kirada, kiraya vermek zorunda kaldım. Kayınvalidemin yanına geliyoruz.
ZAMANIMI MECLİS KÜTÜPHANESİNDE GEÇİRİYORUM
-Bakanlıktan sonra Ankara’daki havayı nasıl buluyorsunuz?
-Ankara bürokrat şehridir, ben yabancısı değildim zaten. Fakülteyi Ankara’da bitirdim. Şimdi Parlamentonun kütüphanesinden yararlanıyorum. Günümün yarısını Meclis kütüphanesinde geçiriyorum. Kulisler açık. Bir grup arkadaşla birlikte bazı yasaların çıkmasını ve önemli gündemleri takip etme fırsatı buluyoruz.
-Hala Meclis’i takip ediyorsunuz yani?
-Takip etmek zorunda kalıyoruz çünkü bu memleket bizim. Bu gün bu görevi yürüten arkadaşlarımız yorulabilir ve bakarsanız tekrar sıra bize gelebilir. Hazırlıklı olmak lazım.
-Bekliyorsunuz?..
-Niye olmasın efendim? Bazı tecrübeler çok zor kazanılıyor. Ülkemizin en büyük eksikliği insanların ihtisaslaştığı alanlarda gerektiği gibi hizmet yapamaması. Hal böyle olunca, birikimlerimizi, tecrübelerimizi, yapmak istediklerimizi vatandaşa en azından anlatmak için siyaseti yakından takip ediyorum.

PARTİ ELDEN GİTMİŞTİ, BEN DE İSTİFAMI VERDİM
-Şu anda partili misiniz?
-Evet CHP’liyim.
-DSP’de bakanlık yaptınız ve bir ara verdiniz. Sonra ne oldu da CHP’li oldunuz?
– Sayın Ecevit’i gençlik yıllarımdan beri takip ettim. 1995 yılında gün geldi kendileri beni aradılar “Sizi aramızda görmek istiyoruz” dediler. Ben de fakültede dekandım, bir vakıf kurmuş bina yapıyorduk. Bırakıp gitme şartlarım yoktu. “Efendim kısmet olursa önümüzdeki yıllarda birlikte çalışırız” dedim ve 1999 yılında kısmet oldu, genç yaşta fakülteden ayrıldım ve Denizli’de 1. sıra milletvekili oldum. Dolayısıyla bu bağ gittikçe gelişti. Devlet adamlığı statüsü aldım, bu bizim için büyük bir tecrübeydi. Ayrılmama gelince, Sayın Ecevit’in partiden ayrılması ve yerine bir arkadaşımızı lanse etmesiyle işlerin iyi gitmediğini, partide istenilen doğrultuda muhalefet yapılamadığını, önerilerimizin dikkate alınmadığını gördüm. Bir takım açıklamalar oluyordu. Bütün bunlara baktığımda partinin artık elden gittiğini, maalesef eski günlere dönemeyeceğimizi anladım. İstifamı partiye ve A.A fakslayarak duyurdum.
CHP’YE KENDİMİZ GİDİP KAYDOLDUK
-CHP’ye nasıl geçtiniz?
-Sayın Baykal’ın olaylı ayrılışından sonraki gelişmelerde Sayın Kılıçdaroğlu’nun çıkışı partide bir umut ışığı oldu. O günlerde içimizde bakanlar ve milletvekillerinin de bulunduğu 15 arkadaşımızla birlikte toplu halde partiye kayıtlarımızı yaptırdık.
-Bir davet aldınız mı, yoksa kendiliğinden mi gittiniz?
-Davet şöyle oldu. Baykal zamanında almıştık, o zaman üç bakan arkadaşımız geçmişlerdi. Ben bir görev alacaklarını sanmıyordum, hatta bir genel kurul olmasına rağmen görev verilmemişti. Davet şöyle oldu. Parti başkanı yardımcılarından bir arkadaşımız bizlerle temas kurdular “Sizlere grup toplantısında rozet takacağız, buyurun aramıza gelin” denildi. Nitekim öyle de oluyordu ki o günlerde bütçe görüşmeleri nedeniyle grup toplantısı ertelendi. Biz de “önemli değil” diyerek, kendimiz gidip kayıt olduk.
-Bakanlıkta kendinizi nasıl hissettiniz?
-Bakanlık bir görevdi benim için. Şevkle heyecanla koştum. O dönemde 45 il ve ilçe gezmişim. 3-4 ay gibi kısa bir dönemdi ama hizmet üretmenin, bir şeyler yapmış olmanın verdiği şevk vardı. Arkadaşlar seçimlerden söz ediyordu, ben hıza kendimi kaptırmış koşturuyordum.

BAKAN OLACAĞIMI BİR SENE ÖNCEDEN BİLİYORDUM
-Bakan olmayı bekliyor muydunuz?
-O zorlu bir dönemdi, ayrılmalar olmuştu. Kalan kısım birbirine kilitlendi, giden gitti. Biz bir bütün olmaya, ayakta durmaya çalışıyoruz. Ayrılmalar nedeniyle devamlı arıyorlar, sinirlerimiz bozuluyor. Telefonu kapatmıştım. Hasan Bey’le (Erçelebi) gidiyoruz, arabayı o kullanıyor. Sekreterim Hasan Bey’in telefonundan aradı “Efendim bakan oldunuz, size ulaşamıyorum. Başbakan yardımcısı aradı, bakanlar kuruluna bekleniyorsunuz.” Partiye gidiyorduk, yoldan hemen döndük. Üzerimde yazlık kısa kollu elbiseler var, onlarla bakanlar kuruluna 5 dakika kala yetiştim.
-O an bakan olduğunuzu öğrendiğinizde ne hissettiniz?
-Şok falan olmadım, kısmet dedim. Bir sene önce benim bakan olacağımdan söz ediliyordu. Daha önce bu bilgi bana gelmişti
-Yani beklenti vardı?
-Hayır beklenti değil, bana gelen bilgiydi.
-O sıralar Hüsamettin Özkan’ların ayrılmasıyla kabinenin neredeyse tamamı boşalmıştı değil mi?
-Öyleydi ama, benim gündemde olduğum konusunda şuur altında bir bilgim vardı. Haberi duyunca “Demek ki sıra bize geldi” dedim.
DENİZLİ BASINI BENİ TEFE KOYDU
-Bakan olduğunuz duyulduktan sonra ne oldu?
-Ben bakanlar kurulundaydım, Denizli başta olmak üzere çok arayan olmuş, telgraflar gelmiş. Toplantıdan çıktığımda onları sıraya koyduk, fırsat olursa konuşacağız.
-Denizli’nin bakan hasreti var, hemen ziyaretler başladı mı?
-Ziyaretlere fırsat yok. Başbakan toplantıda “Köykentler ve köye dönüş programı hakkında bilgi istiyorum. Bursa’daki raylı sistem açılışını siz yapın” deyince benim Ankara’da kalmam söz konusu değildi.
-Denizlilileri kabul edecek zamanınız yok…
-Benim makamıma gitme fırsatım yoktu. Ama onlar geliyorlarmış, oda çiçeklerle dolmuş. Sekreterim arayıp bilgi veriyordu. Ben de “Çaylarını şekerlerini verin” diyordum.
-Denizli’ye geldiğinizde ne oldu?
-Gelemedim. 17 gün sonra gelebildim. Hatta basın beni “bakan nerede?” diye tefe koydu.
-ilk icraatınız ne oldu?
-Güneydoğu gezisi, Bingöl, Siirt, Şırnak, Diyarbakır Urfa havalisini gezdim.

HASAN ERÇELEBİ İLE ARTIK GÖRÜŞMÜYORUZ
-4 ay 15 gün bakanlık yaptınız, içiniz rahat mı?
-O süreçte yapabileceğimin maksimumunu yaptım. O kadar süreçte bu kadar hizmeti ancak yapabilirdim. Yapılanların listesi özel idaredir. Bakarsanız kaç tane küçüklü büyüklü proje geçmiş görebilirsiniz. İçme suyu, yol, elektriğin yanı sıra ilçeler bazında bile asfalt yapıldı.
-Bir zamanlar Hasan Erçelebi ile yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmezdi. O sıcak arkadaşlığınız hala devam ediyor mu?
-Sıcak arkadaşlık beraber olunca sürüyor. Hani “Gözden ırak olan gönülden ırak oluyor” demeyeyim de. Böyle bir yaklaşımım yok. O bana karşı saygıda kusur etmedi, benim de ona karşı ağabeylik sevgim var. O görevini yapıyor, ben ayrıldım. Artık onlarla temasım yok.
-Hasan Erçelebi’nin parti içinde yükselişine ne diyorsunuz?
-Hasan Bey gayretli bir arkadaşımızdır. Verilen bir görevi yürütmek adına ciddi anlamda tavizkardır. Parti sadece Hasan Bey’le yürümüyor ki. O partide kalmayı yeğlediği için o grubun içinde kaldı, biz ayrılmış olduk. Biraz da gayret gösterdiler.
ECEVİT IRAK’IN İŞGALİNE KARŞI ÇIKTI
AMERİKA HÜKÜMETİN DEĞİŞMESİNİ İSTEDİ
-DSP’de kalmış olsaydınız, belki bugün genel başkan yardımcısı ya da, genel başkan olabilirdiniz…
-Evet adımın geçtiğini biliyorum. Gazeteci Hulki Cevizoğlu, Ecevit’e “Bakanlarınız sizi bir bir terk ediyor” dediğinde, Ecevit “Diğerlerini tamam da, Mehmet Bey’e üzüldüm. Biz onun için çok başka şeyler düşünüyorduk” demişti.
-Bugün 1999-2002 yılları baktığınızda ne görüyorsunuz?
-ABD’nin BOP’unu bilmeyen yok, amacı belli. Ortadoğu ve önce Irak’ı işgal etmek, bunun için de bizim üzerimizden asker göndermek istediler. Ecevit Amerika ziyaretinde Clinton’a yardım etmeyeceğimizi ima ederek döndü. Bunun bir an önce mevcut hükümetin değiştirilmesiyle mümkün olacağı kanaati doğdu. Böylece parti içinde hiç beklemediğimiz ve hala kaynağını çözemediğim bir gruplaşma oldu.
– Ayrışma ve kabinenin boşalmasına rağmen hiçbir şey fark etmediniz mi? Ecevit’in yorumu nasıl oldu?
-Bunları hep bildik efendim. Seçimlere 3 ay kalmıştı. Ecevit’le birlikte Kars’a gittik, mitingdeki konuşmasında Clinton’a söylediklerini yeniledi ve “Amerika Irak’a girme, orada boğulacaksın” dedi. Sonrasında bana; “Bak Mehmet Bey bu konuşmamdan sonra olayların seyri daha da değişecektir. Amerika hedefine ulaşmak için elinden geleni yapacaktır” dedi.
İşte ondan sonra işler hızlandı. O konuşmalar ışığında bir zemin hazırlanması gerekiyordu. Böylece DSP hiç beklenmedik bir şekilde ikiye bölündü. Bu umutsuzluk yarattı, ekonomik bakımdan iş çevrelerinde rahatsızlık oldu.
-Ecevit bunu bekliyor muydu?
-Ecevit bunları hep gördü, biliyordu, hissediyordu. O iyi bir devlet adamıydı, Kıbrıs çıkartması yapmış bir devlet adamı olarak Amerika’yı çok iyi tanıyordu. Neler yapabileceğini biliyordu. Son 9 mitingin 7’sine beraber gitmiştik, yolculuklar sırasında bazı özel anılarını bana anlatmıştı…