Bana en büyük değil, en iyi olmak yakışır…

–Tekstilcisiniz birden karşımıza turizmci kimlikle çıktınız. Anım Butik Hotel’i açtınız. Daha da fazlası otelin restoranına olan ilginizi gördük, adeta bir gurme gibisiniz. Daha önce var mıydı bu ilginiz?
-Yakın dostlarım bilirler, benim 25-30 yıldır hep böyle bir hayalim vardı. Nereden kaynaklanıyor derseniz, 37 yıllık bir sanayici, ihracatçıyım. Devamlı yurtdışına gidiyorum, bu konularda seçici ve titiz bir insanım, oralarda gördüğüm otelleri, restoranları hayal ederdim. İsterdim ki Denizli’de böyle olsun. Denizli hem ticaret anlamında, hem turizm ve sanayi anlamında önemli bir kent, buraya üst düzey iş insanları geliyor, onlara hitap edecek bir yer olsun istedim. Ben yurtdışına gittiğimde bir otelde ne istiyorsam, bir restoranda ne istiyorsam aynısını Denizli’ye gelecek misafirler için de istedim. Söylediğiniz gibi ben tekstilciyim, bu iş de benim hobim. Turizmdeki tecrübem sadece kendi yaşadığım deneyimlerim.

PARİS’TEN VALİZ İÇİNDE EKMEK GETİRİRDİM…
–Sizi mutlu eden hizmetin aynısını, otel misafirlerinin de yaşamasını istiyorsunuz. Ben bunu ekmeklerden biliyorum. Restoranda üretilen ekmekleri anlatırken o kadar heyecan duyuyorsunuz ki, kendi zevkinizin ağırlıkta olduğu bir Ahmet Gökşin restoranı var…
-Doğru söylüyorsun. Tamamen kendi isteklerim, zevk ve beğenilerimi burada yansıtıyorum. Benim 35 yıllık Fransız müşterim var, halen ilişkimiz devam ediyor, bunu tekstil hayatımda da önemli bir referans olarak kullanıyorum. Dolayısıyla 35 yıldır Fransa’yla, Paris’le çok ilişkim var. Ekmek meselesine gelince; biz çocukluğumuzda çok güzel ekmekler yerdik, son dönemde hazır mayalar çıktı tadı bozuldu ekmeklerin. Çocukluğumdaki o güzel ekmekleri ben Paris’te buluyordum. İnanmazsın Paris’ten Türkiye’ye ekmek taşırdım. Gelirken o güzel ekmeklerden bir tane koyardım valizime. İşte benim böyle bir merakım var, ekmek merakı…
Türkiye’de ekmek yiyene köylü derler. Fransa’da böyle bir şey yok. Fransa’da en güzel, en lüks restoranların başyapıtıdır ekmekleri.
İşte bu nedenle otelin altında çok güzel bir ekmek tesisi yaptık. Amacımız hem otelimizde kalan misafirlerimiz, hem de dışarıdan ekmek merakı olan insanların bu güzel ekmeklerden yemesi…

BİR İTALYAN RESTORANI OLSUN İSTEDİM
-Şefi dinledim, pizzalarınızı anlatırken tadı konusunda çok iddialı, içine koyduğu domateslerin İtalya’dan geldiğini söyledi. Gerçek mi bu?
-Evet gerçek. Günlük yaşantımda olsun, iş hayatımda olsun her zaman en iyisini yapmak istedim. Hedefim en büyük değil, en iyisi olmak. En iyisi olamadığım, iyi olduğum zaman olmuştur tabii. Ama hedef en iyisi olunca, iyinin altına düşmezsiniz.
Buradaki restoranı planlarken, hem otele, hem de şehre hitap etsin, farklı bir şey olsun istedim. Kebapçı türü çok şey var, ben bir İtalyan restoranı olsun istedim. Bir de bu İtalyan restoranının en iyi pizzası olmalı dedim. İtalyan restoranı yapacaksam en iyisi, pizza yapıyorsam en iyisi bana yakışır.
Bu işin uzmanlarıyla gittim görüştüm. En iyi pizza nasıl olur, nasıl yaparız? İtalya’dan fırın getirdik. Bu işi çok iyi bilen Napa Pizza var sahibi ile görüştüm. Boğaziçi mezunu, araştırmacı ve bu işe gönül vermiş bu adamla yola çıktık. Başardık mı? başardık. Pizzamız bugün ilk 5’te belki ama ilk 10’da olduğu kesin.
Bugüne kadar restoranımıza gelip pizzadan yiyen çok İtalyan müşterimiz oldu hepsinden övgü ve beğeni aldık. Benim de zaten aradığım bu. Şehre kalite ve vizyon getirmek. Denizli’de böyle bir yerde, böyle bir pizzayı kimse beklemiyor, bunu kırmak istiyordum.

ŞARAPLAR ÇAL YÖRESİNDEN
Pizzanın yanında Çal yöresi şaraplar veriyorsunuz. Bir taraftan İtalyan yemekler, bir taraftan Denizli’nin Çal yöresi şarapları, iyi bir kombinasyon olmuş, gelecek perspektifinizde farklı işbirlikleri var mı? Workshoplar, tadımlar?
-Bir keresinde Çallı bir şarap üreticisiyle yapmıştık. Ben buraya kadar getirdikten sonra bunu artık profesyonellerin yapmasını istiyorum. Bu tür organizasyonları onlara bırakmak istiyorum. Otelimize yeni müdüre hanım geldi, hem restoranın başında artık. İşleri ona emanet ettim, inşallah bundan sonrası olur.
–PARAM YOKKEN PARAYLA İLGİLENİRDİM
–Oteliniz Denizli için çok büyük bir yatırım. Riske girdiniz. Karşılığını aldınız mı? İşin para kısmı bir yana, manevi olarak tatmin oldunuz mu?
-Ben parayla çok ilgileniyorum ama o bitti, param yokken parayla ilgiliydim. Şimdi param var ilgili değilim. Gerek otel müşterisi, gerek restoran müşterisi hepsinden övgü ve memnuniyet aldım. Zaten bu işe giriş amacım bu, tabi ki sonuçta ben bir işadamıyım ve para kazanmak istiyorum. Şu anda birinci duygularımı tatmin ediyorum. Denizli’de böyle bir konsept yaratmış olmak, insanları mutlu etmek, memnun etmek ve arkasından övgü almak. Bunları şu anda tatmin ediyorum. İkincisi de inşallah olacak, olacağından da eminim çünkü doğru bir şey yapıyoruz. Açılışımızdan bu yana 2 sene oldu hiçbir şekilde standartımızdan, kalitemizden, zarar etmiş olduğumuz dönemlerde dahi asla vazgeçmedik.
PAMUKKALE HAK ETTİĞİ YERDE DEĞİL
–Denizli’de turizm deyince aklınızda ne kalıyor?
-Pamukkale dünyada eşi benzeri olmayan nadir yer. Rahmetli Esat abinin (Esat Sivri) katkılarıyla Laodikya ortaya çıktı. Şu anda dünyaya yüzde 10 oranında pazarlandıklarını düşünüyorum. Bildiğim kadarıyla Pamukkale, Antalya’dan sonra en çok turistin geldiği yer. Benim görebildiğim kadarıyla turist kalitesi henüz daha yükselmiş değil. Ucuzcu turist geliyor. Turizm hakkında çok bilgili değilim buradaki gözlemlerime dayanarak söylüyorum. Biz Otelimize 2-3 grup aldık, Çinli, Japon ve Kanadalı üst sekmen Pamukkale müşterisi. Bunların çoğalması gerekiyor, bu gruptaki turist hiçbir şekilde oda fiyatı, yemek fiyatı sormuyor. Tabii karşılığını en iyi şekilde almak istiyorlar. Üzgünüm ama Pamukkale’deki konuklamalar için iyi şeyler söylenmiyor. Onlar da fiyatları gerekçe gösteriyor. Aslında kalitenin illa çok pahalı olması gerekmiyor, temizlik, güler yüz ve iyi hizmet. Turist temiz beyaz önlüklü bir gözlemeci gördüğü zaman ona bile ilgi duyuyor.
BEN NE YERSEM MÜŞTERİM DE ONU YEMELİ
-Her şeyi yemiyorsunuz, yediklerinize çok dikkat ediyorsunuz. Kendinize nasıl bakıyorsunuz, neler yiyip içiyorsunuz?

-Son iki üç senedir iki öğün besleniyorum sabah ve akşam. Akşam 17.00’den sonra haftanın beş günü bir şey yemiyorum. Sebze ağırlıklı besleniyorum. Her sabah iki tane yumurta yerim. Yumurtanın yanında kışın roka, yazın domates biber, zeytin peynir, ceviz…
Kolestrolünüz yok galiba?
-Kolestrolüm var, yüksek. 270-280 civarında, ama 300’ün üstünde değil. Bir de iyi kolestrol 100’ün üzerinde, onun dengelediğini söylüyorlar. Doktor ilaç veriyor ama almıyorum. Ben Canan Karataycıyım. Karatay, kolestrolü problem bulmuyor. Bunları size söylüyorum ama siz sakın denemeyin …
-Yedikleriniz kadar nereden geldiğine de dikkat ediyorsunuz değil mi?
-Denizli’de yaşamanın avantajları var. Babadağ’da bildiğimiz çoban var peynirimi yoğurdumu, sütümü markete uğramadan ondan alıyorum. Çünkü bir ürün markete girdi mi mutlaka içine katkı konuyor raf ömrünü uzatmak için. Ceviz diyorlar, buluyorum en iyi ceviz üreticisini, bal diyorlar organik balı buluyorum.
Peki aynı ürünleri otel müşterileri için de kullanıyor musunuz?
Evet ben ne yersem müşterim de onu yiyor. Mesela reçelimizi yazdan kendimiz hazırlıyoruz. Aynı evimdeki tarz, yüzde 50 şeker oranı olan reçeller üretiyoruz. Şekerimizi de Afyon’dan getiriyoruz, organik şeker. Aslında basit şeyler ama bu da benim lüksüm, merakım.
