HÜRRİYET KİTAPEVİ
Denizli Düşünce Kulübü’nde; “Hürriyet Kitapevi ve sahipleri hakkında bildiklerinizi benimle paylaşır mısınız lütfen?” dedim.
Mimarlar Odası eski başkanı Süleyman Boz’dan ses geldi. Nasıl sevindim bilemezsiniz.
Boz’un elinde oldukça geniş bilgi var, fotoğraflar da işin cabası..

Bugün size Süleyman Boz’un Hüseyin ve Adnan Yağcı Hürriyet Kitapevi adlı yazısını paylaşmak istiyorum. Bu vesileyle neredeyse her Denizlilinin bildiği, bilip mutlaka bir anısının olduğu Hürriyet Kitapevini de kayıtlara geçirmiş oluruz.

-HÜRRİYET KİTAPEVİ-
Hüseyin ve Adnan Yağcı
Denizli’ye geldiğim günlerde, kitapçılığı hakkıyla yapan iki tane kitapçı ile tanışmıştım. Hürriyet Kitabevi ve Akıl Çağı Kitabevi. Hüseyin Yağcı ilkinin, Memduh Doğaç ikincisinin sahibiydi. Sonradan İleri ve Yaprak Kitabevini de tanıyıp ekleyecektim uğrak yerleri listeme.
Hüseyin Yağcı amca babacan, tatlı sert, davudi sesli, heybetli bir adamdı. Dükkana uğramalarım sıklaştıkça, belli ki iyi bir okur olduğuma karar vermişti. O anda ne okuduğumu sormaya başladı önceleri.. Sonra okuduğum kitap üzerine konuşmaya başlardı. Hayret ederdim tabi.
Zamanla inceden inceye sorgulamalar başladı. Birgün Homeros’un destanları Ilyeda ve Odissea’yı okuyup okumadığımı sordu. Okumamıştım. Onları okumadan başka kitap okumamın anlamsızlığını anlattı. Hemen iki kalın cilt kitabı aldım.. Gazete köşe yazarlığı yaptığımı da öğrenmişti. Bunun üzerine hangi sözlüklere sahip olduğumu sordu. TDK ve Argo Sözlüğü vardı bende. Sonra Osmanlıca Türkçe sözlüğü ve 3ciltlik geniş TDK sözlüğünü önerdi. İnanç Sözlüğü, Mitoloji Sözlüğü, Etimoloji Sözlüğü geldi arkasından.

Bazı zamanlar gittiğimde müşterisi yoksa elinde bir kitapla görürdüm onu. Gözlüğünün üstünden bakardı, hoşgeldin derdi. Cemil Sena’dan okuyup okumadıgımı sormuştu birinde. Cahillik işte.. ilk kez duyuyordum adını. Tüm kitaplarını aldım tabi. En başta Hazreti Muhammed’in Felsefesi kitabı. Sonralari Orhan Hançerlioğlu’ndan söz etmişti. Benim bildiğim öykücü ve romancı idi Hançerlioğlu. Hüseyin amca beni sözlük ve ansiklopedi yazarı Hançerlioğlu ile tanıştırdı.
NE GÜZEL ŞİİR OKURDU!
Zaman zaman elinde şiir kitapları ile de görürdüm. Girdiğim de daha selamlaşmadan kitaptan bir şiiri okurdu yüksek sesle;
“Yalan söylemeyen bir dünyada.
Ben de yalan söyleyemem.
Ve ben şeffaf, tertemiz
Pırıl pırıl bağırıyorum:
Yetişir oltaya yem
Dile küfür olduğumuz,
Yetişir bozuk para gibi savrulduğumuz.
***
Gözlerim var, görüyorum:
Yarı çıplak, çırılçıplak
Ölülerle dolu toprak
Ölüler sarmaş dolaş
Ölüler sivil, asker, ihtiyar
Ölüler buram buram
Nefret kokuyor
***
Ve dilim var, söylüyorum:
Benim de altçenemi
Gözlerimi alacaklar belki de
Yaşamak ve hürriyet istedim diye
Ve belki de bir sabah
Gün doğmadan az önce
Heykelim dikilecek
Bir darağacına.
Rüzgarların Konuşuyor-VII, Cahit IRGAT “

Kendi çağdaşı sairlerden ezbere şiirler okurdu. Çoşkulu, kendine has vurgulamalarla.. Celal Silay, Orhon Murat Arıburnu, Ahmet Oktay, Ercüment Behzat, Ömer Bedrettin, Arif Damar, Yahya Kemal, Nazım Hikmet, Dranas, Rifat Ilgaz, Şemsi Belli vd..
“ANAYASO
Gul, gurban olduğum Hökümet Baba!
Baa bir alfabe veremez miydin?
Gara dağlar gar altında galanda
Ben gülmezem
Dil bilmezem
Şavata’dan Hakkari’ye yol bilmezem
Gurban olam, çaresi ne, hooy babooov ?
Bebek yanir, bebek hasda, bebek ataş içinde
Ben fakiro,
Ben hakiro
Dohdor ilaç, çarşı bazar tam – takiro
Gurban olam bu ne işdir hooy babooov !
-Şemsi Belli-”
Hüseyin amcanın önerisi ile çok roman, öykü, şiir, deneme okudum. Dünyam zenginleşti. Dünya edebiyatına da hakimdi. Bulunmayan kitapları not alır, söz verdiği gün getirirdi.
Oğlu Adnan ile çalışırdı çoğu zaman. İkisinin arasındaki diyalogu dinlemeliydiniz. Sanki bir tavşırma izliyor olurdunuz. Birbirlerinin bilgisine bilgi eklerler, eksikleri tamamlarlardı üçlü sohbetlerimizde. Kitabevinde avukat, doktor, mühendis gibi mesleklerden okurlarla sohbet ederken bulurdum bazen.

Adnan İTÜ İnşaat Fakültesi mezunu idi. Hiç mühendislik yapmamış, kitapçılığı seçmişti. Biraz daha esprili, ironik, küçük dokundurmalarla konuşurdu. Babasından eksik kalmazdı kültürde, sanatta.
Sonra?
“Sonra yaşlandık işte..” diyor ya şair Gülten Akın.. Hüseyin amca da yaşlandı. Seyrek gelmeye başladı. Kaybettiğimizi öğrendim, üzüldüm.. Sohbetleri oğlu Adnan’dan devraldım. Sonra Sonra Adnan da seyrek açmaya başladı dükkanı. İş dönüşü uğradığımda ya da gün ortası geçerken kapalı görürdüm. Dr.İbrahim Topal ile birlikte güzel bir sohbetimiz olmuştu en son. Son yıllarında hasta olduğunu öğrendim. Sonunda onu da kaybettik. Denizli’nin kültür hazinesi iki değerli insanı yok artık. Ruhları şad olsun. Huzur içinde uyusunlar..

MEYDANA KURBAN KİTABEVİ
Denizli’ye geldiğim yıllarda Hürriyet Kitabevi şimdi meydan olan Delikliçınar meydanının Tuğba Çerez karsısında, Atatürk heykeli hizasında küçük bir dükkanda idi. 12 Eylül’ün Asker Belediye Başkanı Ahmet Acar, meydanı genişletmek amacı ile Hürriyet Kitabevini, Meserret Kıraathanesini, Majestik Otelini Neşeli’ nin Kahvesini yıktırdiı. Bir dönemin kent belleği yok oldu. Hüseyin amca çok uğraştı kitabevinin yıkılmaması için. Sonuc alamadı.
Yıllardan sonra Adnan, bu sefer Nihat Zeybekci’nin belediye baskanlıgı döneminde, yine Delikliçınar Meydanı genişletme çalışmaları dahilinde yıkılması planlanan yeni dükkanını kurtarmak için çok mücadele verdi. Mimarlar Odası Şube başkanı olarak ben de destek verdim ve 2. Delikliçınar muharebesini meydan çevresi esnafı kazandı. Adnan o mücadelenin en baş neferi idi.

MESERRET KULTUR PROJESI
Yıllar sonra Merkezefendi ilçe belediye başkanı, Delikliçınar ve Meserret sokakta kültürel, sosyal, ticari,turistik canlandırma maksatlı bir proje başlattı. Meserret Sokak için ulusal Fikir projesi yarışması düzenledi. Jüride maalesef meydanın ve sokağın tarihini, dokusunu bilen tek kişi yoktu. Yarışma sonuçlandı. Absürt, ruhsuz bir proje seçildi. Yıllar oldu o proje hala uygulanacak!