YOL ORTASINDA BİR GARİP MEZAR…

YOL ORTASINDA BİR GARİP MEZAR…

Size bir şehir efsanesi anlatayım;

Denizli Basma Sanayi ilköğretim Okulu’nun karşısındaki mezarı biliyor musunuz? Hani şu eski Kınıklı belediyesinin bulunduğu cadde üzerinden, Pamukkale Üniversitesi’ne doğru inen dar yolu tam ortasında ikiye bölen, mermer döşeli, etrafı demirlerle çevrili, başucunda da bir ağaç olan mezardan söz ediyorum.

Bu mezar kime ait?

Ya da neden orada?

İşte size sırlarla dolu bir hikaye..

Kınıklı bundan çok önce şimdiki gibi zengin mahallesi değil, kendi halinde insanların yaşadığı küçük bir köydü. 1995 yılına kadar köy statüsünde olan Kınıklı’yı diğerinden farklı kılan Çamlık-Tavas arasındaki dağ yoluydu ki, bu yol sayesinde çevre il ve ilçelerle ticaret bağlantısı sağlanıyor, buğday yüklü kervanlar kestirme olduğu için bu yolu kullanıyordu. Uzun yoldan gelen kervanlar Kınıklı’ya vardı mı, yorgun hayvanlar sulanır, dinlendirilir, tüccarlar handa geceleyerek yorgunluk atardı. 1900’lü yılların başıydı,belki birinci dünya savaşı sırası.  Hanın bulunduğu yere Hanönü adını vermişti köylüler, tam karşısında şimdi Denizli Basma Sanayi İlköğretim Okulu’nun yanındaki parkın bulunduğu yerde de köyün mezarlığı vardı.

Uzun yıllar Kınıklı’nın muhtarlığını, belediye olduktan sonra da DYP’den Belediye Başkanlığı yapan Mestan Ekici’nin anlattığına göre; sahibini aradığımız mezar, karşıdaki mezarlıktan ayrı, hanın önündeymiş.

Peki bu zat neden mezarlığa değil de oraya gömülmüş?

“Çünkü” diyor Ekici, “mezarın sahibi, kervancıların sevip saydığı muhterem bir zatmış!”

Mestan Ekici’ye bunları 1950’li yıllarda ilkokullarda eğitmenlik, 1960-65 yılları arasında da Kınıklı Köyü’nde muhtarlık yapan babası Tevfik Ekici anlatmış, o da bunları büyüklerinden öğrenmiş, ancak bu şahsın ismine ilişkin bir şey diyememiş çünkü bilmiyormuş!

İsmini bilmedikleri, kim olduğuna ilişkin de bir malumatı bulunmayan köylüler, ağıdan ağza aktarılan hikayeyle yetinerek, mezara saygıdan, daha çok da korkudan dokunmamış.

Pamukkale Üniversitesi Öğretim Görevlisi Şerif Kutludağ anlattı:

“Diğerlerinden ayrı duran mezarı, köy mezarlığına kaldırmak isteyen köylüler bu görevi köyün bekçine vermişler. Bekçi o gece rüyasında bu zatı görmüş “Senin canını alırım” demiş zat! Adamcağız korku içinde uyanmış, gördüğü rüyayı da etrafındakilere, köyün ileri gelenleriyle büyüklerine anlatmış. Anlatılanlardan etkilenen köylüler mezara dokunmaktan vazgeçmiş, olduğu yerde kalmış. Bu da kulaktan kulağa yayılmış.”

Bekçinin anlattıklarında doğruluk payı var mıdır bilinmez ama, 1995 yılında Kınıklı belediye olduktan sonra yol düzenleme çalışmaları sırasında daha önce kenarda olan mezar yolun ortasına geliyor. Ancak ne belediye başkanı, ne de personel ne kaldırmaya cesaret ediyor, ne de elini sürüyor. Kınıklı’nın ilk belediye başkanı Mestan Ekici bunu mezara saygı olarak yapmış.

Birçok eski mezarda tarihi kalıntılarını inceleyen ve İlbadı mezarlığında ortaya çıkardıklarıyla adından söz ettiren PAÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Pektaş mezara ait bilgiye sahip değil. Bu mezara dair hiç bir şey duymamış.

Son sözü Ahi Sinan hakkında yaptığı araştırmalarıyla tanınan Hasan Kallimci’ye vermeliyiz. Anlattıkları sanırım ufuk açacak cinsten:

“Ahi Sinan’ın mezarını ararken izler beni, Demokrasi Meydanı’ndan Kınıklı’ya doğru giderken, köşedeki gazinonun karşısındaki apartmana götürdü. Bu konuyu bir vesileyle Kınıklı Belediye Başkanı Mestan Ekici’ye açtım. O da bana “Kınıklı’da yol ortasında bir mezar var. Gel bu mezara Ahi Sinan’ın mezarı diyelim” dedi. Elbette bu teklifi kabul etmedim. O mezar ne bir evliyaya ait ne de önemli bir şahsa. Öyle olsa halk arasında söylence dilden dile dolaşarak günümüze kadar gelirdi. Oysa bu mezara ilişkin hiçbir söylence yok. Bana kalırsa yolun ortasında kalmış bir mezar bu, kaldırılmalı.”

Ne zaman yapıldığı, kime ait olduğu bilinmeyen o mezar halen yerinde duruyor. Ancak  Selçuklu mirası 800 yıllık Ulu Cami yerle bir edildi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir