ULU CAMİİ NEDEN YIKILDI?

ULU CAMİİ NEDEN YIKILDI?

Eskiler, “Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür” der. Günümüz Türkçesiyle söylersek; “Unutkanlık insanlık halidir.” İnsan unutma eğiliminde ise, toplumsal hafıza da zayıf anlamına gelir. Mesela şimdi sorsak, kaçınız Ulu Cami’nin yıkılışını hatırlar? Bereket versin ki, toplumsal belleği kayıt altına alan belgeler, yazılı kaynaklar var. Boşuna “Söz uçar, yazı kalır” denmemiş! Gelin şimdi tarihin tozlu rafları arasında Ulu Cami’nin nasıl yıkıldığına bakalım. Ama önce caminin tarihinden söz edelim ki gelecek kuşaklar ne olduğunu öğrensin:


ULU CAMİNİN MİMARİ KARASUNGUR BİN ABDULLAH

Ulu Cami 1236-1246 yılları arasında Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubad’ın oğlu, II. Gıyasettin Keyhüsrev tarafından Mimar Karasungur Bin Abdullah’a yaptırıldı. Elimizde bu bilgiyi doğrulayan tek kaynak kitabesi. İ.Hakkı Uzun Çarşılı’nın “Kitabeler” ve Türk Tarih Kurumu’nun “XVI ve XVII yüzyıllarda Lazikkiye Kazası” adlı kitaplar bu konu hakkında detaylı bilgi edinmek isteyenler için birer başvuru kaynağı.
Ulu Camii, İstasyon Caddesi ile Kayalık Caddesi’nin kesiştiği köşede Babadağlılar İşhanı’nın karşısında, bugünkü yeni Ulu Cami’nin yanı başındaydı. Sayısız depremler ve yıllara meydan okumaktan yıpranmış bedenin ayakta kalmakta zorlandığı cami, sayısız defalarca onarım gördü. 1368, 1567, 1653 ve 1703 olmak üzere dört büyük onarımdan sonra beşinci ve son büyük onarım 1896 depreminden sonra Hacı Mehmet Oğlu Salih Efendi tarafından 1920’de yaptırıldığı bilgisini tamir kitabesinden öğreniyoruz. İ. Hakkı Uzunçarşılı’nın ifadesiyle “yalnız şiirle değil, nazımla da ünsiyeti olmayan bir zat tarafından tertib edilen bu kitabe aynen şöyledir:
“İş bu ma’bed dev-ri Selçukide oldi ibtida
Germiyanlar saniyen itdi anı ta’miren ihya
Ulu Cami namıyla ma’ruf idi secdegah
Medhalinde beldenin pek muhteşem idi bi-baha
Zelzeleyle oldı kısmen sal-i esbakda harab
Yiğirmi dört yıl kaldı meşdud ne selam ve ne sala
Sahibül-hayrat Topal Ömer ağlı Hacı
Salih İbn Hacı Mehmed itdi tecdiden ihya
Altıyüz kırkbine tarh it bul ana tarih
Sahibü’l-hayrat mukim olsun cennetde aya
1339 Hicriye Cemaziyelevvel 1338 Kanun-i sani 4”
Ulu Cami ile 1963 yılından itibaren yakından ilgilenen Ulu Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği üyesi İnşaat Yüksek Mühendisi Hilmi Yağcıoğlu’na göre bu son onarım, artık tamir değil, caminin yeniden yapımıdır. Çünkü cami, son depremle yerle bir olmuş temeldeki taşları üzerinde ve kendi molozlarıyla yeniden yapılmıştır. Yağcıoğlu bu iddiasını Türk Tarih Kurumu’nun “XVI ve XVII yüzyıllarda Lazikkiye Kazası” adlı kitaba dayandırarak şunları anlatır: “Ulu Cami bulunduğu yere daha küçük ölçekte (15,15 m boy, 13,35 m en) olmak üzere inşa edilmiş, yıkılan caminin moloz taşları kullanılarak subasman seviyesine kadar moloz taş duvar, üst kısmı tuğla duvar, cami tavanı ve tabanı basit öz ve merteklerle ahşap malzemeden ve kiremit örtülü olarak yeniden yapılmış. Böylece cami, daha küçük ölçekte, hiç bir mimari özelliği olmadan, ancak isim ve fonksiyon itibarıyla da olsa devam ettirilmiştir.”

ULU CAMİİ 1977’DE ANITLAR KURULU TARAFINDAN TESCİLLENDİ
Tarih: 1963

Ulu Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği kurulur. Caminin bakım ve onarımını dernek yapar.
Tarih: 1976
Son büyük onarımın ardından 58 yıl geçmiştir ki, büyük bir deprem olur ve cami yeniden hasar görür.
Tarih: 9 Eylül 1977
Anıtlar Yüksek Kurulu 09.9.1977 tarihli 1687 sayılı tescil kararıyla Ulu Cami’yi eski eser olarak koruma altına alır. Kurul tescil kararını şu ifadelerle açıklar: “Selçuklu devrinde yapılmış fakat bugün yapı elamanları ve dekoratif parçaları bütünü ile ortadan kalkmış bir eser olmasına rağmen yağdı benisi yönünden korunması gereken eski eser olarak tescil edilmiştir”
Anlamı şu: Caminin kendisi olmasa da, hatırası var!
Aradan 8 yıl daha geçer.

KURUL YIKILABİLİR KARARI VERDİ
Tarih: 5 Aralık 1985
Ulu Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği, Vakıflar Genel Müdürlüğüne müracaat da bulunur. Bunun üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü Anıtlar Kurulu’na başvurur. 5.12 1985 tarihinde toplanan kurul 1687 sayılı kararı alır, kararda: “Ulu Camii, kitabesi yeni yapılacak caminin uygun bir yerinde muhafazası şartıyla yıkılabilir” denir.
Bu kararla Ulu Cami üzerindeki koruma zırhı kaldırılmış olur!
Ancak, beklentilerin aksine cami yıkılmaz çünkü; caminin arsası derneğe küçük gelmiştir. Daha büyük ve yeni bir cami yapmak için dönemin belediye başkanı Ziya Tıkıroğlu’yla anlaşırlar. Ulu Cami’nin yanı başındaki arsa alınarak daha büyük ve yeni bir cami yapmaya kara verirler. Yandaki arsanın alınması, imar tadilatı yapılarak içindeki kiracıların çıkarılması ve inşaatın tamamlanması için uzun bir süreç de başlamış olur. Ziya Tıkıroğlu’ndan sonra başkan olan Ali Marım, Ulu Cami’nin arsasına 18. madde uygulayarak yeşil alan ilan eder. Ulu Cami yıkılacak yerine yeşil alan yapılacaktır. Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği bu karara karşı çıkar ve görüşmeler sonunda 18. Madde uygulanmaz ve beklemeye alınır. 1999 yılında yeni caminin inşaatı biter ve Ulu Cami adı verilerek ibadetler oraya taşınır. Cami Yaptırma Derneği bir yıl sonra da Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne müracaat ederek, eski caminin yıkılmasını, yerine de hatırasını muhafaza edecek şekilde bir tanzimin ve şadırvanın yapılması talebinde bulunur. Müdürlükle dernek arasında bir ön protokol hazırlanır ve proje yapılması istenir.
Tarih: 9 Mayıs 2001
Müze Müdürü Hüseyin Baysal, Kültür Müdürlüğü’ne ve il müftülüğüne resmi bir yazı gönderir ve anıtlar yüksek kurulunun 05.12. 1985 tarihli ve 1687 sayılı kararını hatırlatır: “İlgili kararda, ilimiz merkezindeki ulu camide (eski cami) bulunan Osmanlıca kitabenin, yeni yapılacak caminin uygun bir yerine montaj edilerek konması istenmektedir. Söz konusu kitabenin müdürlüğümüz denetiminde yerinden sökülerek, yeni yapılan Ulu Cami’de uygun görülecek bir yere konması gerekmektedir”
Tarih: 2002
Cami derneğinden bir heyet, ön protokol uyarınca kendilerinden istenen projeyi tamamlayıp bizzat elden teslim etmek için Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne gider. Ancak hiç beklenmedikleri bir sürprizle karşılaşırlar. Emlak daire başkanı getirdikleri projeyi kabul etmez. Çünkü; Denizli Belediyesi’nin camiyi yıkıp, yerine içinde market-depo ve mağazaların bulunduğu iş merkezi inşa etmek istediğini ve proje protokol taslağı ile 16.01.2001 gün ve 4/82 sayılı yazısı ile Vakıflar Aydın Bölge Müdürlüğü’nün “uygun” yazısı ile müracaat ettiğini bildirir. Heyet Denizli’ye döner. Arkadaşlarına durumu izah edebilmek için yanlarında söz konusu belgeyi de getirirler. Belediye ile dernek arasında mücadele başlar. Her iki tarafta kendi projesi için kulisler yapar. Bu kulisler Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne kadar yansır. Sonunda ne belediyenin istediği, ne de derneğin dediği olur. Vakıflar Genel Müdürlüğü her iki projeye de onay vermez.
MEĞER ULU CAMİ AVM YAPILMAK İÇİN YIKILMIŞ!
“Yıkım unutuldu, güzelim cami kurtuldu” derken, Belediye Başkanı Ali Aygören caminin yıkımı için adeta seferberlik ilan eder. Başkan’ın bu kararını dönemin Valisi de destekler, hatta başkandan çok yıkımı Vali ister. Karşı çıkanların seslerine kulak verilmez. Başta Vali olmak üzere şehrin ileri gelen yöneticileri yıkım konusunda demeçler patlatırken, bir yandan da belediye “Terk et, yalnızlaştır ve yık” politikasını uygulamaya koyar. Caminin bakımı, tamiri yapılmaz. Cemaatin büyük bir bölümü de elini ayağını çeker, yanı başındaki yeni camiye gider. Bakımsız kalan cami sorunlarla boğuşmaya başlar. Yerel iktidarın “Terk et, yalnızlaştır, yık” politikası tutmuştur.
Belediye Başkanı Ali Aygören’in “Tarihi bir değeri yok, bina tarihi değil! ”sözleriyle adım adım yıkıma hazırladığı Ulu Cami için başta Mimarlar Odası ve DEHA20 Gazetesi çok ciddi itirazlarda bulunur, duyarlı birçok insan da bu yıkıma karşı çıkar. Ancak bu itirazlar yasal dayanak bulamaz çünkü; cami için alınmış bir koruma kararı yoktur. Bir süre sonra cami konusu iyice alevlenir Belediye Başkanı Ali Aygören yetkiyi belediye başkan vekili olarak Sait Portakal’a bırakır ve kendisi de şehir dışına çıkar. Bütün bu gelişmeler olacakların habercisidir.
Tarih: 13 Haziran 2002
Herkes derin uykudayken, belediye başkanvekili Sait Portakal yıkım emrini verir ve işin o gece bitmesini ister. Belediyenin iş makineleri harekete geçer, uzun süredir kendi haline terk edilen Ulu Cami kimsenin haberi olmadan gece yarısı yerle bir edilir. Bu kadarını Belediye Başkanı Aygören bile beklememiş olmalı ki, yıllar sonra verdiği röportajda olup biteni şu sözlerle anlatacaktır:
“Ben yurtdışına giderken vekaleti Sait Portakal’a verdim. Yıkılacağını biliyordum ama öyle gece yarısı ansızın olacağını bilmiyordum. Maşallah Sait Bey ‘Ben şöyle yaparım, böyle yaparım’ dedi. Her şey oldu bitti. Melih Gökçek gibi gece yarısı yıktı, gitti.”
İş makineleri, kepçeler sabaha kadar harıl harıl çalıştıktan sonra geride yıkıntılar arasında bir minare bırakarak orayı terk etti. Sabah olup da insanlar uyandıklarında gördükleri manzara karşısında şaşırıp kaldılar. Ulu Cami’nin yerinde yeller esiyordu, minaresi garip bir şekilde yıkıntılar arasında dikilmişti. Belediye başkan vekili Sait Portakal bir gün sonra yıkım ekiplerine ikinci bir emir verdi minarenin de yıkılmasını istedi. Vali Yusuf Ziya Göksu yıkımdan sevinç duymuş olmalı ki, gazetecilere o gün “Yıkanların ellerine sağlık” dedi.
MİMARLAR ODASI AYAĞA KALKTI

Mimarlar Odası yıkımın hemen ardından 14 Haziran 2002’de zehir zemberek açıklama yaptı. Oda Başkanı Arif Balkanay imzasını taşıyan açıklama şöyle:
“Korunmalı mı, korunmamalı mı?” diye üzerinde türlü tartışmaların yapıldığı Ulu Cami’nin Denizli Belediyesi tarafından yıkıldığını üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Yıkım gerekçesine ilişkin olarak Müze Müdürlüğü’nden ve Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nden şu ana kadar somut bir bilgi edinememiş durumdayız. Öte yandan mülkiyeti vakıflara ait bir yapı, sahibinin izni veya bilgisi olmadan nasıl yıkılabiliyor? Denizli Belediyeszi yıkım işlemini gerçekleştirmeden önce danışmanı Sn. Cengiz Bektaş’ın görüşüne başvurdu mu? Üzerinde sit olup olmadığı tartışılan bir yapı bile uzman kişi ve kuruluşların denetimi ve gözetimi olmadan nasıl yıkılabiliyor? Yapı üzerinde varlığından söz edilen 3 adet kitabenin ve minarenin akibeti nedir? Dozerlerin paletleri altında korunarak gelecek kuşaklara taşınması gereken öğeler kaldıysa bu suçun hesabını kente ve kentlilere kimler verecek? Bir gece vakti yangından mal kaçırır gibi Ulu Cami’yi yıkanlar tüm bu soruların cevabını kamuoyuna vermek durumundadır.
Mimarlar Odası 15 Haziran’da bir basın açıklaması daha yaparak edindikleri bilgi ve belgeleri kamuoyuyla paylaştı. O açıklama da şöyle:
“Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün Aralık 2002 tarihli Denizli Belediye Başkanlığı’na iletmiş olduğu yazıda “…..yıkılması için gerekli talimat alınıncaya kadar, camide herhangi bir fiziki müdahalede bulunulmaması” ifade edilmektedir. Buna cevaben Mart 2002 tarihli Denizli Belediye Başkanlığı’nın yazısında ise”…yıkılmasından vazgeçilmesi ve cami binasının müze olarak kullanılması kararına varılmıştır” denilmektedir. Bu belgelere karşın Ulu Cami’nin bir gece yarısı yangından mal kaçırırcasına yıkılması ibret vericidir. Yazışmalar ile uygulamalar karşılaştırıldığında, şimdilik ayakta kalan minarenin, teknik engellerden dolayı yıkılamadığı izlenimi doğmaktadır. Görünen o ki; geçmişimize ait kültürel değerlerimizi yeterince sahiplenemeyenler ilk fırsatta minareyi yıkmak isteyecektir. İlgilileri uyarıyoruz. En azından kitabe ve minare öğeleri ile olası iz bırakıcı kalıntılar gelecek kuşaklara kültürel değer olarak bırakılmalıdır. Minarenin korunarak doğru bir meydan/yeşil alan düzenlemesiyle bütünleşmesi sağlanmalıdır. Gelecek nesillerimiz karşısında bu sayede belki de suç ve günahlarımızın bir kısmını affettirebiliriz.”
19 Haziran 2002’de toplanan Mimarlar Odası Yönetim Kurulu, Ulu Cami’nin yıkımının ardından Denizli’deki tüm dini yapıların mevcut durumlarının belgelendirilmesi ve tespiti için yayın komisyonu kurulmasına karar verdi.

ULU CAMİNİN YERİNE TUVALET YAPILDI
Ulu Cami’nin kitabesine gelince; yıkıntılar arasında bulundu ve Hilmi Yağcıoğlu tarafından müzeye teslim edildi.
Ulu Cami’nin yerine umumi tuvalet ve şadırvan yapıldı.
Bir yıl sonra…
Tarih: 6 Haziran 2003
Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü camiyi yıktıkları gerekçesiyle Denizli Belediyesi ve Ulu Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği hakkında tazminat ve men’i müdahale davası açtı:
“Mezkur camii son hali ile uzunlamasına dikdörtgen planlı, moloz taş duvarlı, ahşap tavanlı ve kırma çatılı biçimde vücuda getirilmiş olup, kuzey dış cephesine daha sonra son cemaat yeri olarak kullanılmak üzere betonarme yapı ilave edilmiştir. Selçuklu döneminden kalma yapı tarzı devam ettirilerek en son 1919 yılında inşa edilerek günümüze kadar ulaşmış bulunan ve korunması gerekli kitabeye sahip eski eser niteliğindeki caminin taşınmazı “Ulucami Vakfı” na ait olan cami davalılarca hiçbir haklı ve hukuki gerekçeleri olmaksızın, müvekkil idarenin izni bulunmaksızın 13.6.2002 tarihinde yıkılmış, yerine şadırvan ve tuvalet yapılmak suretiyle taşınmaza müdahalede bulunmuştur” denilerek davalılardan tazminat bedeli olarak toplam 167.782.000.000 TL istendi.
Açılan bu davada, Ulu Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği yıkımda müdahalesi olmadığı gerekçesiyle beraat ederken, belediye tazminatı ödemeye mahkum oldu.

YILLAR SONRA AYGÖREN İLE BEKTAŞ KARŞI KARŞIYA GELDİ!
Ulu Cami bir gece yarısı kimselerin haberi olmadan yıkıldı gitti ama aradan yıllar geçse de sedası hiç bitmedi. Şehrin üzerine çöken bir kabus oldu, kim eski bir binaya el atsa karşısına Ulu Cami’nin hayali çıktı. Böylece ne tartışması bitti, ne de yerine eskisi geldi! Ali Aygören yıllar sonra bir konuştu pir konuştu. Sözleri yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Aygören, Bektaş’ı, Bektaş Aygören’i ve derneği suçladı. Cami Yaptırma Derneği üyesi Hilmi Yağıcoglu’da yaptığı açıklamayla her ikisine de cephe açtı.
Önce Aygören’in 17. 12. 2013’te verdiği röportajdan bir bölüm:
“Kim ne derse desin Ulu Camii 800 yıllık değildi! 1940’lı yıllarda yıkılıp yeniden yapılmış. Hele çatı kısmı 1948-50 arasında tamamen yenilenmiş. Bir kere orada ibadet yoktu, foseptiğin aktığı, pisliklerle dolu olan bir yerdi. Onun yanına da güzel bir cami yapılmıştı. Onun tarihi bir değeri olsa yıkılmazdı”
-“Tarihi değil” yargısını neye göre veriyorsunuz?
-Elimizde belgeler, raporlar vardı. O günkü kurallardan alınmış raporlar. Tarihi değeri bulunsa öyle bir şey yapıldığında sizi idama götürürlerdi. 3-4 kez müracaat edilmiş hiç birinde “Korunsun” diye bir rapor alınmamış”
-Nasıl araştırdınız, O süreci anlatın o zaman?
-Olayı kronolojik olarak hatırlamam mümkün değil. Ancak yıkım isteği çevrede oturanlar ve işyeri sahipleri tarafından ve birde cenaze sahiplerinden geldi. Zamanın dernek başkanı defalarca “Bu camiyi buradan kaldıralım” diye ısrar etti ve yazışmalar yaptı. Aydın Koruma Kurulu’na bu konuda yazışmalar yapıldı. Vali Yusuf Ziya Göksu “Yıkılsın” açıklaması yaptı ve bu konuda yazışmalar var. Cengiz Bektaş’a sorduk “Tarihi değildir” dedi ama yıkıldıktan sonra en çok söylenen o oldu. Yıkım 2003’te, seçimlerden 6 ay önce oldu. Bugün kimine göre yanlış, kimine göre doğru!
Bugün olsa?
-Bir minaresini bırakırdım. Kalması gereken oydu, ama hepsi gitti”
BEKTAŞ’A GÖRE “AYGÖREN ULU CAMİYİ 3-5 OY İÇİN YIKTI”
Aygören’in hedef gösterdiği Mimar Cengiz Bektaş’ın yaptığı açıklama olayı daha ilginç hale getiriyor!
5 Şubat 2014’te verdiği röportaj da bakın neler söylüyor:

  • “Ulu Cami konusunda Ali Aygören doğru söylemiyor” dediniz. Sizce doğrusu ne?
    -Size verdiği röportajda “Ulu Cami konusunu Bektaş’a sorduk, “tarihi değil” yanıtını aldık” demiş. Ali Aygören bana “Ulu Cami yıkılsın mı kalsın mı?” diye bir soru sormadı. Ancak benim “hayır!” diyeceğimi bildiği muhakkak. Çünkü yıkım sırasında ortalıktan yok oldu, Denizli dışına çıktı. “Ulu Camii tarihi mi, değil mi?” sorusuna “tarihi değil” diyecek en son insan benim. Niye çünkü o yapıyı gözüme kestirmiştim. Altta çocuklar için bir yer, üst katını da ibadet müzesi olarak projelendirmiştim. Bunu benden istedikleri için değil, ben istediğim için yapmıştım. Onun daha önceki kullanış biçimine saygılı bir yapı, içinde seccadelerin, namazlıkların, tespihlerin yer aldığı bir müze düşünüyordum.
    -Ulu Camii ile birlikte mi planlamıştınız bunu?
    -Ulu Cami olduğunu gibi kalacaktı. Yukarıda hiçbir şeye dokunmayacak, müzeyi yapacaktık.
    -Peki siz onun danışmanı değil miydiniz?
    -Evet! Ama bunu bana danışmadı. Yıkımı hatırlarsanız canlı yayında sizden öğrendim.
    -Yıkım gerekçesinin “mezbelelik” olduğu için verildiği söyleniyor.
    -Hiç alakası yok! Arkadaki binayı yapan insanlar, o bina önümüzü kesiyor” diye ona baskı yaptılar. Üç beş oy için onu yaptı. Cami içinde namaz kılınıyordu, neresi mezbelelikti? “
    ANLAŞILAN BEKTAŞ ULU CAMİ’Yİ HİÇ BİLMİYOR!
    Bektaş’ın ‘Arkadaki binayı yapan insanlar, o bina önümüzü kesiyor’ diye Aygören’e baskı yaptılar” sözleriyle işaret ettiği Ulu Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği üyesi Hilmi Yağcıoğlu ise konuyu çok farklı yerlere taşıdı.
    İşte Yağcıoğlu’nun 29 Mart 2014’te verdiği röportajdan bir bölüm:
    -Ulu Cami’nin yıkım süreci nasıl işledi?
    -Biz camiyi yaptıktan sonra, Eski Ulu Cami’nin tamir ve bakımdan vazgeçtik. Bina yıkılacak halde, dernek başkamız Zihni Koçar’la birlikte Vakıflar Müdürlüğü’ne gittik. “Bunu bir şey yapmayacaksınız bize verin” dedik. Müdür “Yıkılması çok pahalı” gibi laflar etti. Biz vakıflar müdürlüğüne 6-7 ay gittik geldik. Bizden ne yapacağımıza dair proje istediler. Ön protokol yaptık, bizden istenen projeyi hazırladık. Arkadaşlarımız projeyi alarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne gittiler. Ancak oraya gittiklerinde emlak dairesinde müdür, belediyenin oraya iş merkezi yapacağını, projeyi de onaylattığını söylemiş. Arkadaşlarımız 2001 tarihli vakıflar müdürlüğünün yazısını alıp geldiler. O resmi yazıya göre, Belediye caminin bulunduğu arsaya 3-4 katlı bina, market, depo yapacakmış. Bölge müdürlüğüne göre de bu çok güzel ve doğru bir projeymiş.
    -Peki cami nerde, o proje içinde cami, müze şu, bu yok mu?
    -Hayır yok! Camiyi yıkacaklar. AVM yapacaklar. Bizim bundan hiç haberimiz yoktu. 2001 yılında belediye başkanı Aygören projeyi yaptırmış, tanzim etmişler.
    -Cengiz Bektaş orayı müze olarak değerlendirmek istediğini ve proje hazırladığını söyledi.
    -Okudum o röportajı. Cengiz Bektaş anlaşılan o binaya hiç girmemiş. Çünkü bir kere müze olmasının mümkün olmadığını bilmiyor! Nesini müze yapacak? iddia ederim ömründe o binanın içine girmiş değildir.
    -Bektaş verdiği röportajda camiyi, sizin yıktırmak istediğinizi söyledi!
    -Biz zaten Vakıflar Müdürlüğü’nden yıkıp bahçeyi yapmak üzere izin almışız , ne diye belediyeyi tahrik edip yıktıralım. Doğru değil!
    -Siz orayı yıkmak istemediniz mi?
    -İstedik, istemedik dersek yalan olur! Ama yıkıp orayı dümdüz yapmak istemedik.
    -Kitabesi nerde?
    -Cami yıkıldıktan sonra yıkıntıların arasında buldum ve müzeye teslim ettim.
    -İyi de Anıtlar Kurulu Ulu Cami’nin kitabesinin yeni yapılacak caminin uygun bir yerine konmasını istememiş miydi, yıkıma da bu şartla izin vermedi mi?
    -Evet ama biz yeni camiyi yaparken, eski cami henüz yıkılmamıştı. Üstelik camiyi yıkan biz değiliz. Bu sorunun muhatabı ben değilim, belediyeye sor!
    -Sizce cami kalmalı mıydı?
    -Kalamazdı. Ayakta kalacak duruma yoktu. Ama caminin temelleri açığa çıkarıldıktan sonra etrafını çevirip “Selçuklular zamanında şurada bir camimiz vardı” derdik, o yeterdi bize! Ama maksat iş hanı yapmak olduğu için bizim bu düşüncemize kıymet verilmedi.”
  • İYİ DE YIKIMA KİM KARAR VERDİ?
    Aygören, Bektaş ve Yağcıoğlu’nun bu sözlerinden sonra sormamız şart oldu:
    Ulu Cami’nin tarihi olmadığına kim ve nasıl karar verdi?
    Aygören’in aktardığına göre; İzmir 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu. Bu konuda kuralla üç-dört kez yazışmalar yapılmış ve her seferinde cami için “koruma kararı yok” denmiş.
    Bu dilimize “Yıkılsın” şeklinde çevrildiği gibi, “caminin korunması için restorasyon maliyeti çok yüksek” anlamına da gelebilir-mi?-
    Belki, bu nereden baktığınıza bağlı!
    Aydın Bölge Müdürü Mustafa Çağlayan’ın 13 Şubat 2001 tarih ve 585 sayılı yazısındaki gerekçelendirme buna bir örnek: “…Mezkür taşınmaz eski ve bakıma muhtaç durumda olmakla birlikte yanına yeni ve büyük bir cami yapılması ve bölgedeki yoğun trafik nedeniyle yıkılması zaruret haline gelmiştir…ayrıca eski caminin yıkım maliyetinin çok yüksek olması yanında yapının korunması için restorasyon maliyeti de çok yüksektir. Denizli Belediyesi’nce önerilen projenin de bu bölge için en verimli proje olması, caminin yerine yapılması düşünülen iş merkezinin de vakfına büyük gelir sağlayacağı varsayıldığında, belediyenin önerisi teknik detaylar dışında müspet bulunmaktadır”
    Konuyu daha iyi anlamak için Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu’na bakalım. Önce tanımdan başlayalım, öyle ya tarihi ve kültür varlıkları ne demektir?..
    21.7.1983’te kabul edilen 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Korumu Kanunu kültür varlıkları şöyle açıklıyor:
    “Kültür varlıkları”; tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş, bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır.
    Biraz daha açalım:
    Madde 6 -a) Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19 uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar, b)Belirlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığınca korunmalarında gerek görülen taşınmazlar, c) Sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları, d) Milli tarihimizdeki önlemleri sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve tespit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kullanılmış evler.
    …tarihi saraylar, köşkler, evler, yalılar ve konaklar; camiler, mescitler, musallalar, namazgahlar; çeşme ve sebiller; imarethane, darphane, şifahane, muvakkithane, simkeşhane, tekke ve zaviyeler; mezarlıklar, hazireler, arastalar, bedestenler, kapalı çarşılar…taşınmaz kültür varlığı örneklerindendir.
    Ancak kanun yapıcı burada bir es veriyor ve diyor ki;
    Koruma Kurullarınca mimari, tarihi, estetik, arkeolojik ve diğer önem ve özellikleri bakımından korunması gerekli bulunmadığı karar altına alınan taşınmazlar, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı sayılmazlar.
    İşte aradığımız cevap bu!
    Biz “800 yıllık cami nasıl yıkılır?” diye isyan ederken, koruma kurulu kanunun kendine verdiği yetkiyi kullanmış!
    Ama nasıl?
    Elimizdeki 1687 sayılı belgeye göre; bir şerh düşerek!
    “Söz konusu cami, mevcut kitabesi yeni yapılan caminin uygun bir yerinde muhafazası şartıyla yıkılabilir”
    Peki kitabe nerede?
    Birincisi; İzmir Asar-ı Antika Müzesi’nde,
    İkincisi; Denizli Müzesi’nde…
    Birinci kitabe;
    1896 depreminde çok büyük hasar gören caminin 1919 yılında Hacı Mehmet Oğlu Salih Efendi tarafından onarılması sırasında kitabesi yıkıntılar arasında temelde bulunmuş, Asar-ı Atika Müfettişi Umumisi Aziz Bey tarafından İzmir Müzesi’ne gönderilmiş.
    İkinci kitabeye gelince;
    1920 tarihli bir tamir kitabesidir, yıkılmadan önce caminin ön duvarında kapının üstünde duran kitabe yaklaşık olarak 2’ye 1 metre uzunluğundadır. 13 Haziran 2002 gecesi kepçelerle yerle bir edilen caminin yıkıntıları arasında, bulunmuş ve Müze Müdürlüğü’ne teslim edilmiş. Halen orada.
    Yani anlayacağınız iki kitabe de bulunması gereken yerde değil!
    Peki bunun sorumlusu kim?
    Ulu Cami’yi yıkan Belediye Başkanı Ali Aygören mi?
    Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği mi?
    Koruma kurulu mu?
    Yoksa olup bitene ses çıkarmayan Denizlililer mi?
    Belki hepsi birden…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir