DENİZLİ’NİN YÜZ YILINI BİLİYORUM

DENİZLİ’NİN YÜZ YILINI BİLİYORUM

Feridun Alpat Denizli’nin ilk mimarı. Elbette Mimarlar Odası’nın da 1 No’lu üyesi. Tam 77 yaşında ama işinin başında. Sağlık Han’daki bürosunda sıhhat ve afiyette çalışıyor. Ben dün yediğimi, önceki gün gördüğümü unuturken, o  bana 1950’leri, 60’ları isim dizinleriyle birlikte anlatıyor. İnanması güç ama her şeyi dün günü hatırlıyor.  Sadece hatırlamıyor,  geçmişle bugünün bağı olarak capcanlı karşımızda duruyor.  Kentin adeta  belleği vazifesini yapıyor. Siyasette ise artık bir bilen konumunda. Süleyman Demirel’in arkadaşı,  DP, AP, DYP ve DP’lilerin de abisi..

-Denizli’nin ilk mimarı olduğunuzu biliyor musunuz?

-Öyle miymişim?

-Neden mimar oldunuz?

-Aslında mimarlığın ne olduğunu bilmeden, mimarlık okumaya gittim. 1949 yılında Ülkenin barajlara, yollara, binalara ihtiyacı vardı. O yıllarda da en gözde meslekler, doktorluk, avukatlık mühendislik ve mimarlıktı. Teknik üniversite  o yıl öğrencilerini sınavsız aldı, ben de kaydımı yaptırdım.

-Hiç bilmediğiniz bir meslekte tahsil yapmak sizin için zor olmadı mı?

– Okulda İstanbullarla birlikteydik. Yanımıza Ermeni, Rum arkadaşlar otururdu, onlar Taksim’den gelmişti ve mimari de apartman tipini biliyorlardı. Denizli’deki evler ise bahçeli ve tuvaletleri de dışarıdaydı. Ama uğraştık, öğrendik tabi..

-Üniversiteden mezun olduktan sonra hemen iş bulabildiniz mi?

-Evet. Okuldan mezun olup çıktıktan sonra hangi yere gideceğimi şaşırdım. Her yerden çağırıyorlardı

Ankara’dan, istanbul’dan teklif vardı.

-Türkiye’de mimar çok azdı galiba?

-Elbette, ben 600’ncü mimarım. Ben okuldayken DDY zaten çalışıyordum. Kayseri-İstanbul-Ankara arasındaki demir yolu tesislerini ben kontrol ederdim.

Feridun Alpat

PARA BENİ, BEN PARAYI SEVMEDİM

-O kadar talep varken, Denizli’ye niye geldiniz?

-Kendi memleketim. Sınıf arkadaşlarımın çoğu Ankara, İzmir ve yurtdışında kümelendi. 5-10 arkadaşta kendi köyüne hizmet etmek için döndü. Benim de ailem burada olduğu için, kendi memleketime hizmet için geldim. Denizli’de bir yıl Orman idaresinde çalıştım. Ondan sonra da Turhan Bey Belediyeye çağırdı. Belediyede hem imar, hem de fen müdürlüğü yaptım.

-Serbest çalışarak daha iyi kazanmaz mıydınız?

-Belediyede çalışırken dışarıya projeye yapıyordum. Belediye başkanı buna izin verdi. Orman binaları, muhtelif evler yaptım.

-iyi paralar kazandınız mı?

-Mimarlıktan iyi paralar kazandım. Ama, ben parayı sevmedim, para da beni sevmedi.

-Sevmedi…ben herkese iyilik yapmak istedim, çok kefil oldum. Bütün paralar da kefalete gitti. Etrafım,aile kalabalıktı. Onlara da göz kulak olduk. Askere gidene kadar belediyede çalıştım.

120 TANE ÇIKMAZ SOKAK VARDI

-1956 yılında Denizli’deki kentleşme nasıldı?

-Çok eski bir şehir,  bir iki küçük yolu var. 3-4 tane ilkokul, bir lise, biraz askeri tesis, bütün esnaf tüccar Kaleiçi’nde 25 bin nüfusu vardı. Atatürk’ün sözleriyle büyükçe bir köy..bütün evler kerpiçten yapılmış birer ikişer katlı bahçe içinde. 120 tane çıkmak sokak vardı. Sokağa girerdiniz, kapı duvar olurdu geri dönerdiniz.

-Planlama yok muydu?

-Eski yazılı kadostro paftaları vardı. Bunun üzerine biri kırmızı çini mürekkebiyle yollar çizmiş. Dama taşı gibi, birbirine dik kesilmiş.  Bunu kimin yaptığını tam olarak bilmiyoruz ama Hansenn’in yaptığı söylenir ama ben tahmin etmiyorum. Ben bu yolların uygulanabilir olanlarını, imar planına uygunsa, çok fazla ev yıkmıyorsa yaptım. Turhan beyle birlikte 120  tane çıkmaz sokağı açtık. Ondan sonra belediye meclisinden yeni imar planı yaptırılmasını istedim.

BELEDİYE BAŞKANI ARKA KAPIDAN KAÇTI

-O zaman durum çok uygunmuş, bu mevcut, az sayıda binası olan Denizli’yi bir şehir profiline oturtamaz mıydınız? Sizi engelleyen neydi?

-Mimarlık bir yandan malzemeye, bir yandan tekniğe, bir yandan ekonomiye, bir yanda da mülkiyet hakkına bağlı. Herkes kendi arsasını parselliyordu ama kimsede büyük inşaat yapacak para yoktu. İlk olarak Hastane caddesi yapıldı, Saltak’ta birkaç yer yapıldı. Onları da halkın parasıyla değil, Emlak Kredi Bankası’nın kredisiyle yapıldı. Belediyenin hiçbir imkanı yoktu. Stabilize yollar vardı, otomobil yoktu. Belediyenin bir  otobüsü vardı, gerisi atlı araba, faytonlardı. 1959 yılında 1. Sanayi çarşısını yaparken şehirde 10 tane taksi tipi otomobil yoktu, belediye başkanının da otomobili yoktu. Amerikalıların verdiği cip itfaiye arabasıydı. Yolları asfalt yapmak mümkün değildi, çünkü belediyede para yoktu. Parke taşı yaptık, Afyon’dan aldık taşları. Trenle gelirdi. Ama biz bunların parasını zamanında ödeyemezdik. Topal Arif parasını almaya gelirdi, Başkan  Turan Bahadır belediyenin arka kapısından kaçardı. Biz bu şartlarla yol yaptık.

-Bugünkü imkanlar olsa ne yapardınız?

-O günkü şartlar altında çok şey yaptık. Hastaneleri başlattık, sosyal sigortaları kendi cebimizden yaptık,  istasyon caddesini açtık. O günün şartlarını bugüne aktarmak mümkün değil.

TURHAN BAHADIR KAYMAKAMLIKTAN GELDİ, BAŞARILI OLDU

-Necati İnceoğlu bana “şehirleri bu hale getirenler biraz da bizleriz, kabahati kendimizde aramamız lazım” demişti. Siz de meslektaşınızın bu sözlerine katılır mısınız?

-Doğrudur. Kabahatin bir bölümü demiş, hepsi değil. Mimarlık resim gibi, müzik gibi değil. Birinde bir tuval, diğerinde bir kağıt sanat icra edilir. Ama  mimarlık ta arsa ve vatandaşın arzusu öne çıkar. Bize düşen de vatandaşın arzusunu daha iyiye yöneltmektir. Mimar bunu yapabildiği ölçüde başarılıdır. 

-Denizli’de üç mimar belediye başkanı olmuş. Ama kötü bir şehirleşmesi var. Bir mimar olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Hasan Gönüllü, Ziya Tıkıroğlu ve Ali Marım ve inşaat mühendisi Ali Aygören..Gönüllü 18. Maddeye göre yollar açtı. Tıkıroğlu kültür hizmetleri yaptı. Ali Marım zamanında da toplu konutlar yapıldı.

-Sizce hangisi başarılı?

-Ben günlük politikaya girmek istemem. Turan Bahadır kaymakamlıktan gelmiştir ama o günün şartlarında çok başarılıdır. Bu arkadaşlar da ellerinden geleni yapmıştır. İmkanları dahilinde yapmışlardır.

DEMİREL’E HER ZAMAN ULAŞABİLİRİM

-Politika yapmak istemiyorsunuz ama cevabınız çok politik olmadı mı? Süleyman Demirel’le yakın arkadaş olduğunuz söyleniyor.

-Süleyman Demirel bizim meslektaşımızdır. 1964’de genel başkan seçilmesinde oy kullandım hatta bir konuşmada yaptım. Ispartalı, benim babam da Ispartalı. Aramazdaki ilişki iyi. Kendisi buraya  bir vazifeli gönderdiği zaman benden “arkadaşım” diye bahsetmiştir. Ne zaman arasam mutlaka ulaşırım. Ya telefona kendisi çıkar, ya da bir saat içinde beni arar bulur. Aramızda sadece il başkanı, genel başkan güveni yoktur.  Ben sadece il başkanlığı yapmadım, ticaret ve sanayi odası başkanlıkları da yaptım.

-Süleyman Demirel’le ilişkiniz devam ediyor mu?

-Hala görüşürüz. Telefon açarım hatırını sorarım. Yakın çevresi ile ilişkim devam ediyor.

-Demirel’in ahde vefası, samimiyeti nasıldır?

-Dostlukları çok güçlüdür, dostlarını takip eder. Hastalıkta sağlıkta, evinden bir cenaze çıktığında onları mutlaka arar. Herkesin ismini bilir. Siyasetin de kendine göre sıkıntıları vardır. Siyaset yapanların çoğu, belediye başkanı olmayı, milletvekili olmayı marifet sayar. O bunları parti disiplini içinde tanzim eder. Söz v erirse yerine getirir. Ama söz vermeden önce çok düşünür.

SİYASETE BİR AY İÇİN GİRMİŞTİM. 48 YIL GEÇTİ, O BİR AY BİTMEDİ

-Siyasetin insan hayatına kattığı ne var?

-Siyaset insan hayatına bir şey katmaz, insan siyasete katar. Zaten katabilirse siyasetçi olur. Ama siyaset çok acımazsızdır.

-Siyasetten ayrılışınızın altında bu mu yatıyor?

-Siyasetten ayrılmadım, yapabilecek imkan  bulduğumda yaptım. Siyaseti bir memleket vazifesi gördüm.

-Bugün kapınızı çalıyorlar mı?

-1961’de partiyi kurduk. Siyasete bir aylığına girdim ama aradan 48 yıl geçti, o bir ay bir türlü bitti. O günden beri gelip sorarlar, saygı gösterirler. Ben onlara hep doğru yolu gösteririm.

– DYP, DP adını aldı bu sizce doğru muydu?

-Anavatan Partisi ile birleşseydi doğruydu. Fakat olmadı, kötü oldu. Bugün DP içinde DP’ye kayıtlı adam arasan yüzde 1, ya çıkar ya çıkmaz. Ama DYP yüzde 65 çıkar. Demokrat Parti tabanı olmadığına göre tekrar DP dönmek çok yarar getirmez.

-Denizli’de organize sanayi kuran kişi olarak anılıyorsunuz. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?

-Küçük ve fakir bir şehirdi. Şehrin bir çok yerinde gayri sihhi müsesseler vardı, dokuma tezgahları vardı. Ve bunlar dükkan bulamıyordu. Ben belediye çalışırken 1. Sanayi çarşısında 49 dükkan yaptık. 5.5 milyona mal ettik. 1959’da başladık, 63’te araya ihtilal girmesine rağmen bitirdim.  Daha sonra Sanayi Odası Başkanı iken de Odalar birliği yönetimine girdim. Bir araya toplanmış esnafı büyük sanayici yapmak için, fabrika kurmak için alt yapı hazırlamak lazımdı.  Sanayi  Odası olarak para bulup yaptık.

ÇALIŞMAKTAN YAŞLANMAYA VAKİT BULAMADIM

-77 yaşındasınız ve işinizin başındasınız. Nasıl bir temponuz var? 

-İhtiyaç nasılsa öyle çalışıyorum. Benim ömrüm boyunca bir vaktim, bir de naktim olmadı. Naktim olsa çok daha büyük hayallerim vardı. Vaktim yine yetmiyor bana, inşat işlerini toparlayabilirsem kendimi kültürel faaliyetlere vereceğim. Kitap yazacağım. Denizli’nin 100 yılını ben biliyorum. Bu 100 yılında unutulmaması gereken olanları yazacağım. O benim Denizliye son olarak yapmak istediğimdir. Ben hasbelkader pek çok olayın ya  şahidi, ya yapanı oldum, ya da yapanlardan dinledim. Bundan sonra Allah ömür verdiği sürece  çalışmaya devam edeceğim.

-Hafızanız çok iyi, isimler ve tarihleri çok iyi hatırlıyorsunuz. Kendinize nasıl bakıyorsunuz?

-Özel olarak hiçbir şey yapmıyorum. Ben çalışmaktan yaşlanmaya vakit bulamadığıma inanıyorum. Okuyoruz, yazıyoruz, Allaha şükrediyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir