KİMİ SPOR YAPMAYI SEVER, BEN YARDIM YAPMAYI SEVERİM…

KİMİ SPOR YAPMAYI SEVER, BEN YARDIM YAPMAYI SEVERİM…

Bana telefon ettiğinde randevu verememiştim, ama ben sizi arayacağım diyerek telefonu kapatmıştım. Onu tanıyıp tanımadığım konusunda da tereddüde düşmüştü. İlahi Kazım Musa Manasır sizi hiç tanımaz olur muyum? İki hafta sonra randevulaştık ve işte karşımda duruyor. 83 yaşında bir delikanlı. Öyle dinç ki beni şaşırtıyor asıl şaşırmam röportaj sırasında oldu, pırıl pırıl bir hafızası var. Hiçbir şeyi atlamadan, isimleri unutmadan söylüyor. Kazım Musa Manasır kendini hayır işlerine adamış gönlü bol, eli bol bir insan. 1973 yılında yola çıktığı 18 arkadaşından 17’si ölmüş, bir tek o kalmış geriye ama vazgeçmemiş hala çabalıyor. O hala Yetim ve Acizleri Koruma Vakfı’nın başkanlığını yapıyor. Uzun ömürler diliyorum.

-Soyadınızın anlamı nedir?

-Rahmetli dedem Manasır Köyü’nden gelmiş, soyadımız da bu nedenle alınmış. Manasır ya Manas’la ya da Manastırla bağlantılı diye düşünüyorum.

-Manasır Köyü neresi?

-Şirinköy’ün eski adı Manasır’dır. 1954 yılında Şirinköy olarak değişti.

-Bize kendinizden söz eder misiniz ?

-83 yaşındayım 5 Aralık 1929’da doğdum. Askere geç gitmem için 5 Mayıs 1930’da nüfus kaydı yaptırmışlar.. İsmet paşa ilkokulunu bitirdim. Ortaokula giderken teyze oğlum Faik Zengin’in tavsiyesiyle sanat enstitüsünün parasız yatılı sınavına girdim ve kazandım. Edirne’de 5 sene parasız yatılı okudum. Edirne’ye gitmek o zaman 3 gün sürerdi.

Eylül’de giderdim, haziran sonunda gelirdim.

NAZİLLİ BASMA’DA İŞÇİ OLARAK ÇALIŞTIM

-Okul bittikten sonra ne oldu?

-1 Kasım 1949 yılında imtihanı kazanarak Nazilli Sümerbank Fabrikası’na işçi olarak girdim,  frezeci olarak çalışmaya başladım. İki yıl sonra 1959 yılında askere gittim. 1946 yılında ayağım kırılmıştı, tedavisini de Abdullah Gaffar Nemutlu’nun babası yapmıştı, kırık çıkıkçıydı. O ayağım askerde sorun oldu, yürüyüş sırasında ayağım şişti. İzmir Karantina hastanesine gönderdiler bir hafta hastanede yattım ve iki yıl yerine 6 ay kısa askerlik hizmetine alındım. 

-Ayağınızın tedavisi oldu mu?

-Arızası hala devam ediyor.

-Ama askerlikten yırtmışsınız. Sizi bir çok fabrikanın, işletmenin kuruluşunda görüyoruz. Çok çalışkanmışsınız galiba?

-Ben okulda da zamanımı hiç boş geçirmedim. Okul kooperatifinde yönetici olarak, Kızılay’da üye olarak çalıştım. Nazilli’de işçi olarak çalışırken, muhasebeci arkadaşlara yardım eder, muhasebe dersleri alırdım. Bu sayede muhasebeyi öğrendim. Gelir vergisi kanunu, sigorta mevzuatını öğrendim. Askerden geldikten sonra annem il dışına çıkmama istemedi, “Benimle kal, ye iç, çalıştığın sana kalsın” dedi.  Rahmetli validemin sözünü dinledim gitmedim, kaldım. Denizli Sümerbank fabrikası inşaat halindeydi, işçi almıyordu. Denizli Belediyesi’nde muhasebe kadrosu açılmıştı, Turan Bahadır Belediye Başkanı idi. başvurdum. Onun yanında oturan Terakki Şemsi’nin müdürü ben dışarı çıkınca yanıma geldi beni şirketine çağırdı. “Belediye siyasidir, rahat edemezsin. Yönetim kurulu başkanımız Fehmi Cillov’la görüş” dedi ve ben şirkette işe başladım. Dışarıdan muhasebe defterlerine de bakmaya başladım. O şekilde hem maaşım arttı, hem de para biriktirmeye başladım.  1954 yılında da bir tarlamız vardı onu sattık. 1957 yılında da Oto Cem kolektif şirketine yüzde elli ortak oldum. Bu şirket zaman geldi en çok vergi veren kurumlar arasına girdi.

İHTİYACIMDAN FAZLAYSA VERİRİM

-Biz sizi Dentaş ve DEBA ortaklığınızla biliyoruz.

-1972’de DEBA kurulurken, Esat Bey bizi Kız Meslek Lisesi’nin salonunda topladı. Fabrikaya iştirak etmemizi önerdi. Büyük sermaye Esat Bey’deydi, dolayısıyla söz sahibi de, konuyu bilen de oydu. Biz konuyu bilmiyorduk ama fabrikalar açılsın insanlara iş temin edilsin diye, sermayeye iştirak ettik. 1975 yılında Cafer Sadık Abalıoğlu ve Raşit Özkardeş iplik fabrikası kurmak için faaliyete geçmişlerdi ama uyum sağlayamadılar, iplik fabrikası olmadı, DENTAŞ’ı kurdular. Biz de sermaye iştirakinde bulunduk.

– Musa Kazım Manasır dendi mi ilk akla hayır işleri geliyor. Bu hayırcılık nerden geliyor?

-Rahmetli validemin bir sözü vardı. “Elindeki para başkasının işine yaramıyorsa, o para sana yaramaz” derdi. Dolayısıyla benim ihtiyacımdan fazlaysa, talep eden de varsa hiç düşünmeden yardım ederim.

MUSA KAZIM MANASIR

VALİ GÜNEY BENİM OKUL YAPTIRABİLECEĞİME İNANMADI

-Yetim Aciz ve Muhtaçları Koruma Vakfı ile ilişkiniz nasıl başladı?

-1973’te dernek kuruldu, kuruluşta benimle birlikte eşim vardı, uzun süre birlikte yöneticilik yaptık. Kimisi spor yapar, ben yardım etmeyi seviyorum.

-Spor bedeni, yardım da ruhu terbiye ediyor galiba?

-Ben yaptığım her yardımı severek yaptım, bana hiçbir zaman yük gelmedi. Benim okul yaptığım dönemde Ahmet Nuri Özsoy, Cafer Sadık Abalıoğlu, Raşit Özkardeş, Ahmet Nuri Erikoğlu Mustafa Mus, Adil Demireren okul yapmıştı. Ama benim durum onlarınki gibi değildi, ben okul yaptırırken kirada oturuyordum.

-Nasıl yani sizin kendi eviniz yok muydu?

-Çaybaşı Caddesi’nde Osman Pişkin’in evinde kiracıydım. Okul yaptırmak da çok kolay değildi. Düşündüm taşındım, hesabımı kitabımı yaptım. Vali Munir Güney’e gittim. Okul yaptırmak istediğimi söyledim, vali benim bunu yapacağıma pek inanmadı. Bunun üzerine İş Bankası’nın Müdürü Turan Çürüksu’ya gittim anlattım durumu, bana kefil oldu ondan sonra benimle protokol yaptılar.

İŞE POLİTİKA KARIŞTI BİZ AYRILDIK

-Gelirinizin ne kadarını hayır işlerine ayırırsınız?

-Gelirimin yüzde 30’unu, yüzde 40’ını ayırırdım. Şimdi gelirim azaldı, 2006 yılında işyerimi kapattım. Çok şükür muhtaçlığım yok gayrimenkullerden kira gelirlerim var.

-Denizli hayırsever midir?

-Hayırseverdir, kazandığının bir bölümünü verir. Bir de birbirine iyi örnek olur. Mesela ben Mustafa Değirmenci Enver Özsoy, Raşit Özkardeş ile Devlet Hastanesi’nde yardım derneğinde birlikte çalıştık. O zamanlar adı Memleket hastanesiydi. Necdet Durmuş’tan sonra işin içine politika girdi, baktık ki derneğe yardımcı olanlar değil dernekten menfaat bekleyenler çoğaldı. O zaman üçümüz de ayrıldık.

-Yetim ve Acizler ve Muhtaçlar Vakfı’nın ilk hayırseveri kimdir?

-İsmail Sever 1973’te Yetim ve Acizler ve Muhtaçlar Vakfı kurucularındandır.

18 KİŞİYDİK, 17’Sİ ÖLDÜ GERİDE BİR TEK BEN  KALDIM

-Derneği kimler kurdu?

-18 arkadaştık. ilk aramızdan ayrılan Kazım Kaynak’tır. Trafik kazasında öldü, sonra kimi eceliyle, kimi de hastalıkla öldü. 18 kişiden bir tek ben kaldım.

-Hangi amaçla kuruldu ?

-Huzurevinde yatanlara, yetiştirme yurdunda kalanlara yardım etmek. Devletin bütçesinden karşılayamadığı harcamalara yardım etmek, bir de Denizli’de tesbit ettiğimiz gizli fakirlere yardım etmek amacıyla kurulduk.

-Yaşlı evi yaptınız sonra bu projenizden neden vazgeçtiniz?

-Çalıştıramayacağımızı anladık. İşletmeci aradık. Yaşlı evini çalıştıracak insan aradık ama bulamadık, hatta Şeref Bey’e bile teklif yaptık. Gelirim dedi gelmedi (gülüyor) Yani çalmadık kapı bırakmadık. Biz kuru bina yaptık,  huzurevi yapmak için tefriş etmek lazım, üyeden para alamadık. 2004’te binayı üniversiteye kiraladık.

KRİZ NEDENİYLE BAĞIŞ KAPILARIMIZ KAPANDI

-Denizli hayırseverdir demiştiniz, neden üyelerden neden para alamadınız?

-Bir ölçüye kadar…

-Bunun bir ölçüsü mü var, hayırseverlik metreyle mi ölçülüyor?

-Bazen vatandaş bıkıyor. Gidiyoruz sekreterlerine bile ulaşamıyorsunuz. “Toplantıda” diyor.

-1973’ten bu yana hayırsever profili değişti mi?

-Hayırsever yine var ama talep çoğaldı. Tekstil krizinden dolayı bir çok kurumun durumu bozuldu. Artık “Önce can, sonra canan” diyorlar. Bu şekilde olunca bizimde bağış kapılarımız kapandı

-Çok dinç görünüyorsunuz, hafızanız da pırıl pırıl bunu neye borçlusunuz?

-Hiç sigara içmedim. 54 yıllık mutlu bir evliliğim var, eşimle geçimim iyidir. Dırdırımız hiç olmaz. Birimiz söylersek, diğeri susar. Ticarette hep dürüst oldum. Yardım etmeyi çok seviyorum.

-Gençlere ne öğütlemek istersiniz?

-Ufukları geniş olsun, dürüst olsunlar, çok çalışsınlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir