Mahalle kültürüne ne oldu?
Komşuluk ilişkileri, site hayatlarına yenilmeden önce mahalleler “paylaşmak için pişirenler” ile doluydu. Sokak aralarında oynayan çocukların sesleri, evlerin kapı ağızları kadınların sohbetleriyle şenlenirdi. Her şeyin tüketmek olmadığı, üretmek ve paylaşmak olduğu günlerde imece tarzı yaşamı teşvik eden komşuluk ilişkileri vardı. İhtiyacı olana “hissettirmeden” yardım etmek de mahalle kültürünün bir parçasıydı.

Mahallenin çocuğu,
Mahallenin kızı,
Mahallenin bakkalı,
Mahallenin yaşlıları,
Mahallenin kedileri vardı…
Kısaca mahalle aidiyeti vardı.
Yani; insanların kendini oralı hissetme, oralı davranma ve orayı içselleştirme hali…
Aynı mahallede yaşayanlar birbirine sahip çıkar, birbirinin yardımına koşardı.
Mesela Denizli’de İstiklal ve Musa’da doğup büyüyenler, mahalle kültürüyle büyümüş, dayanışmayı ve komşuluk haklarını bilen insanlardı. İhtiyacı olana “hissettirmeden” yardım eden, komşusu açken, kendisi tok yatmayanlardan.. Balık, kızartma pişirince yandaki hamile komşuya mutlaka götürenlerden. Mahallenin çocuklarını kendi çocuğu gibi bakıp gözetenlerden. Kedisine, köpeğine bir tas su verenlerden. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olduğuna inanlardan.
Sahi ne oldu onlara?
Niye böyle olduk? Bırakın yardımlaşmayı, birbirimizi, komşuluk ilişkilerini unuttuk.
Geçen gün bir dostumuzla konuşurken, İstiklal Mahallesi’ndeki dayanışmayı, komşuluğu övmeye kalktım. Susturdu beni.
Dedi ki; “Artık İstiklal eski İstiklal değil, Suriyeli, İranlı kaynıyor. Ne biz onları anlıyoruz, ne de onlar bizi anlıyor. Mahallenin eskileri gitti, mahalle tekinsiz oldu.
