DENİZLİ’DEN İNGİLİZ KADIN CASUS GEÇTİ…
Geçtiğimiz günlerde ‘Denizli’den Yüzler’ adlı bir sergiye gittiğimi ve Zeki Akakça’nın çabalarıyla oluşturulan bu sergide gördüğüm eski Denizli fotoğraflarından bazılarının hikayesini size anlatacağımı söylemiştim ya, zamanı geldi işte…

Bu gördüğünüz fotoğraf, Denizli’de çekilmiş.
Gertrude Bell’in Türkiye gezisi.
Tarih kaç biliyor musunuz?
1907…
İkinci meşrutiyet ilanından bir yıl önce, birinci dünya savaşından da 7 yıl önce…
Bunları neden belirttiğimi ilerleyen satırlarda anlayacaksınız…
Çünkü o yıllarda Laodikya turistik değil.
İyi de bu hanımefendi ne yapıyor burada?
Asıl önemlisi kimdir?
Gelin size Getrude Bell’i anlatayım:

Ama önce onun hayatını aktaran filmler yapıldığını, kitaplar yazıldığını söyleyeyim.
Neden mi?
Çünkü o bir casus…
LAKABI ‘ÇÖL KRALİÇESİ’…
Sinemaseverler Çöl Kraliçesi filmini hatırlar. Nicole Kidman’ın canlandırdığı casus Gertrude Margaret Lowthian Bell, elinde cetvelle Ortadoğu ülkelerinin sınırlarını çizen, ülkelere kukla krallar oturtan bir kadın olarak canlandırılır.
Gerçekten böyle mi?
Gerçek valla…
Kadın bildiğiniz casus…
Üstelik sadece istihbarat ajanı değil , saha elemanı yani…
Dağcı, tarihçi, yazar, dilbilimci, arkeolog, kaşif, fotoğrafçı gibi unvanları da var ama bunlar sadece kılıf, kadın bildiğin casus…

Güya arkeolojik çalışmalar yapıyormuş gibi Ortadoğu’yu gezip, aşiretleri, nüfus gruplarını, kervan yollarını, su kuyularını, yer altı ve yer üstü zenginliklerini tespit edip haritalandırıyor. Bütün bu bulguları İngilizlere gönderdiğini söylemeye gerek yok sanırım.
Biyografi yazarları onu cesaret timsali, maceracı ve 7 dilde zehrini akıtabilen kadın olarak tanımlanıyor.
Fransızca, İtalyanca, Almanca, Türkçe, Kürtçe, Farsça ve Arapçayı bildiği için Ortadoğu’da yüzlerce aşiret ve kabileyle kolayca ilişki kuruyor ve onları kolayca birbirine düşürebiliyor. İşin bizi ilgilendiren kısmı, Osmanlı’ya karşı ayaklanabilecek kabileleri belirliyor.
Araplar ona Çöl Kraliçesi adını takmış…
Iraklılar ona el-Hatun diyor.
Suriye’de, Irak’ta Arabistan’da onu bir kadın arkeoloğ olarak çok seviyorlar.
O ise arkeologmuş gibi Ortadoğu’nun kuyusunu kazıyor…
LAODİKYA-PAMUKKALE GEZDİ, BOL BOL FOTOGRAF ÇEKTİ
Peki Denizli’de ne mi arıyor?
Merak etmeyin burası onun için bir durak…
Batı Anadolu gezisinin duraklarından biri, İzmir’den başlayıp Konya’da bitiyor.
Bell, Denizli’ye birkaç günlüğüne geliyor, çok hastalandığı için bir gün kalıp ertesi gün de ayrılıyor.
İşte o fotoğraf, 23 Nisan 1907’de Goncalı’da çekildi. Goncalı’da Barfield, kızları ve Spencer Wilkinson ile buluşup hep birlikte Laodikya harabelerini gezdiler. Barfield, bölgede demiryolu imtiyazı sahibiydi ve hattını Eğirdir’e kadar uzatmak istiyordu.

PAMUKKALE AT ÜZERİNDE 5.5 SAAT …
Bell ertesi gün yani 24 Nisan’da Pamukkale-Hierapolis’e gitti. Sabahın köründe uyandı, kahvaltısını etti ve sabahın 6’sında at başına 1.5 mecidiye verip at kiraladı. Bell’in günlüklerinden öğreniyoruz ki, at sırtında 5.5 saat yolculuktan sonra Pamukkale- Hierapolis’e ulaştı. O geceyi Pamukkale’de geçirdi. Bir gün sonra Honaz-Colessea gitmek istiyordu. Ancak o gece çok hastalandı ve Colessea’ya gitmekten vazgeçerek demiryolu ile Dinar’a gitti.
Ve bütün bu gezilerini, yaptıklarını günü güne günlüğüne kaydetti.
Bell’in oldukça ayrıntılı mektup ve günlükleri, 1907 yılı Türkiye’sinin ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel bilgilerini içeriyor.
Bell’e sonra ne mi oldu?
İngiltere’nin sömürgeci planlarını nakış işler gibi gerçekleştiren bu İngiliz kadın casus ülkesinde kahraman ilan edildi.
Ders kitaplarında ondan kahraman diye söz ediliyor.
Ama o mutlu olmadı, sonsuz bir yalnızlık hissiyle yandı kavruldu.
Ömrünü Ortadoğu ve Osmanlı Devletini parçalamaya adayan bu kadın günlüğüne son olarak ‘burada çok yalnızım, bu yalnızlıkla çok fazla devam edemem’’ diye yazdı.
12 Temmuz 1926 yılında, 58 yaşındayken aşırı dozda uyku ilacı alarak intihar etti.